verb

restrict

kısıtlamak, sınırlamak

The new law restricts smoking in public places.

Yeni yasa halka açık yerlerde sigara içmeyi kısıtlıyor.

We must restrict the number of people in the room.

Odadaki insan sayısını kısıtlamalıyız.

This ticket restricts you to travelling on specific trains.

Bu bilet sizi belirli trenlerde seyahat etmekle sınırlar.

((sth.)) (bir şeyi) kısıtlamak. The law restricts smoking.

((sth.)) ((to sb./sth.)) (bir şeyi) (birine/bir şeye) sınırlamak. We restrict access to staff only.

Eş anlamlılar: limit, confine, curb; Zıt anlamlılar: allow, permit, free

Latince 're-' (geri) + 'stringere' (sıkıca çekmek) kelimelerinden gelir. restrain ile aynı kökten gelir, ancak sınırlar veya hudutlar belirleme anlamı daha güçlüdür.

Sizi geri tutan ('re-') 'sıkı' (strict) bir kural düşünün. Sınırlar oluşturmakla ilgilidir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.