adjective

tangible

somut, elle tutulur, maddi

We need tangible evidence to support the claim.

İddiayı desteklemek için somut kanıtlara ihtiyacımız var.

The heat from the fire was tangible.

Ateşten gelen sıcaklık elle tutulur gibiydi.

((somut + isim)) algılanabilir, gerçek Somut kanıtlara ihtiyacımız var.

((somut olmak)) gerçek veya algılanabilir olmak Yeni politikanın faydaları somuttur.

Eş anlamlılar: somut, elle tutulur, gerçek; Zıt anlamlılar: soyut, mücerret

Latince 'dokunmak' anlamına gelen 'tangere' kelimesinden gelir. '-ible' eki 'yapılabilir' anlamına gelir. Yani, 'dokunulabilir'.

Türkçedeki 'teğet' kelimesiyle aynı kökten gelir. Teğet bir şeye 'dokunur'. Bu yüzden 'tangible' dokunulabilir demektir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.