noun

train

tren, kuyruk (elbise)

The train arrives at ten o'clock.

Tren saat onda varıyor.

She wore a dress with a long train.

Uzun kuyruklu bir elbise giymişti.

((trenle)) trenle seyahat etmek Avrupa'yı trenle dolaştık.

((bir yere giden tren)) bir yere giden tren Oxford'a giden treni yakalamam lazım.

Eş anlamlılar: vagon, lokomotif

Eski Fransızca 'trainer' (çekmek, sürüklemek) kelimesinden gelir, başlangıçta bir cüppenin sarkan kısmını ifade ederdi.

Bir dizi vagonun bir ray boyunca 'eğitilircesine' (çekilerek) ilerlediğini hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.