verb

wear

giymek, takmak, aşınmak, yıpranmak

She wears a beautiful red dress.

Güzel kırmızı bir elbise giyiyor.

He wears glasses for reading.

Okumak için gözlük takıyor.

The carpet is starting to wear thin.

Halı incelmeye başlıyor.

((sth.)) vücudunda giysi, takı vb. bulunması. He wears a suit to work.

((sth.)) kullanımdan dolayı hasar görmek veya incelmek. The tyres on the car are starting to wear.

Eş anlamlılar: put on, don; Zıt anlamlılar: take off, doff

Eski İngilizce'de 'giydirmek, örtmek' anlamına gelen 'werian' kelimesinden türemiştir.

Bunu 'Nerede (Where) giymeliyim (wear)?' diye düşünerek giysilerle ilgili olduğunu hatırlayın.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.