verb

carries

taşımak, desteklemek, bulundurmak, getirmek

Can you carry this bag for me?

Bu çantayı benim için taşıyabilir misin?

He always carries a wallet in his pocket.

Her zaman cebinde bir cüzdan taşır.

The pillars carry the weight of the roof.

Sütunlar çatının ağırlığını taşır.

The shop carries a wide range of cheeses.

Dükkân çok çeşitli peynirler satar.

((biri)) ((bir şeyi)) taşır bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek He carries a briefcase to work.

transport, bear, hold, convey

Eski Fransızca 'carier' (arabayla taşımak) kelimesinden, o da 'car' (araba) kelimesinden gelir.

Ağır bir 'car' (araba) taşıdığınızı hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.