adjective

classical

klasik

I enjoy listening to classical music.

Klasik müzik dinlemekten hoşlanırım.

She studied classical literature at university.

Üniversitede klasik edebiyat okudu.

This is a classical example of poor design.

Bu, kötü tasarımın klasik bir örneğidir.

classical ((noun)) bir ismi niteler She loves classical architecture.

Eş anlamlılar: traditional, standard, typical; Zıt anlamlılar: modern, contemporary

Latince 'classicus' (en yüksek vatandaş sınıfına ait) kelimesinden gelir, daha sonra edebiyata uygulanmıştır. '-al' eki onu sıfat yapar.

'Classic' bir araba düşünün, ama 'classical' müzik. Belirli, çok saygı duyulan bir tarihsel üslubu ifade eder.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.