adjective

crisp

çıtır, gevrek, canlı, net

I like crisp bacon.

Çıtır pastırmayı severim.

It was a crisp autumn morning.

Canlı bir sonbahar sabahıydı.

His reply was crisp and to the point.

Cevabı net ve konuyaydı.

The photograph was very crisp and clear.

Fotoğraf çok net ve berraktı.

çıtır ((isim)) sert, kuru ve kırılgan bir kaliteyi tanımlar Çıtır pastırmayı severim.

canlı ((isim)) taze, serin ve kuru havayı tanımlar Canlı bir sonbahar sabahıydı.

Eş anlamlılar: (doku) crunchy; (hava) fresh; (tavır) sharp. Zıt anlamlılar: (doku) soggy; (hava) humid; (tavır) vague

Latince crispus 'kıvrılmış' kelimesinden gelir. Pastırmanın veya yaprakların çıtır hale geldiğinde nasıl kıvrıldığını düşünün.

'Çıtır' (crisp) bir şeyi ısırmanın sesi kelimenin kendisine benzer.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.