adjective

crossed

çaprazlanmış, kesişen

He sat with his legs crossed.

Bacak bacak üstüne atarak oturdu.

She had her fingers crossed for good luck.

İyi şans için parmaklarını çaprazlamıştı.

It was a crossed cheque.

Bu, çizgili bir çekti.

((bir şey)) çaprazlanmış çaprazlanmış bir durumda. He sat with his legs crossed.

to have one's fingers crossed şans dilemek. She had her fingers crossed for good luck.

intersecting (kesişen), intertwined (iç içe geçmiş)

'To cross' (kesişmek, geçmek) fiilinin geçmiş zaman ortacıdır ve 'cross' (haç) isminden gelir.

'Kesişen' anlamını hatırlamak için 'X' harfinin veya bir Hristiyan haçının şeklini düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.