adjective

due

vadesi gelmiş, beklenen, hak edilen, nedeniyle

The rent is due tomorrow.

Kira yarın ödenmeli.

The train is due at 6 pm.

Trenin saat 6'da gelmesi bekleniyor.

The delay was due to bad weather.

Gecikme kötü hava koşulları nedeniyleydi.

Give her due respect for her work.

Çalışmasına gereken saygıyı gösterin.

((due to do sth.)) bir şeyi yapması beklenen The train is due to arrive soon.

((due to sb./sth.)) birinden/bir şeyden kaynaklanan The success was due to teamwork.

Eş anlamlılar: payable, expected, deserved; Zıt anlamlılar: undue, unexpected

Eski Fransızca 'deu' kelimesinden, 'devoir' (borçlu olmak) fiilinin geçmiş zaman ortacı, Latince 'debere' (borçlu olmak) kelimesinden gelir.

Bir kütüphane kitabının veya faturanın 'son ödeme tarihini' (due date) düşünün. Bir şeyin borçlu olunduğu veya beklendiği tarihtir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.