noun

fact

gerçek, olgu, hakikat

It is a fact that the earth is round.

Dünya'nın yuvarlak olduğu bir gerçektir.

The report is full of facts and figures.

Rapor gerçekler ve rakamlarla dolu.

In fact, I have never been there.

Aslında, oraya hiç gitmedim.

the fact that ... ... olduğu gerçeği The fact that he was there is important.

in fact aslında In fact, I don't agree with you.

a fact about ((sth.)) ... hakkında bir gerçek Can you tell me a fact about spiders?

Eş anlamlılar: reality (gerçeklik), truth (doğruluk); Zıt anlamlılar: fiction (kurgu), opinion (görüş)

Latince 'yapılan şey' anlamına gelen 'factum' kelimesinden, o da 'yapmak' anlamına gelen 'facere'den türemiştir.

Bir 'factory'nin (fabrika) somut, inkâr edilemez 'fact'ler (gerçekler) ürettiğini hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.