adjective

filled

dolu, doldurulmuş

The box was filled with old books.

Kutu eski kitaplarla doluydu.

I'm filled with hope for the future.

Gelecek için umutla doluyum.

((with sth.)) (bir şey) ile dolu olmak The bottle is filled with water.

Eş anlamlılar: dolu, tıkış tıkış; Zıt anlamlılar: boş

'to fill' (doldurmak) fiilinin geçmiş zaman ortacından gelir.

Bir bardağın su ile 'doldurulduğunu' hayal edin. Artık o dolu bir bardaktır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.