noun

lines

çizgiler, kuyruklar, replikler, kırışıklıklar

Draw two straight lines on the paper.

Kağıda iki düz çizgi çizin.

He forgot his lines in the middle of the play.

Oyunun ortasında repliklerini unuttu.

There were long lines at the supermarket.

Süpermarkette uzun kuyruklar vardı.

((sayı)) lines ((of sth.)) belirli sayıda işaret veya sıra. Kağıda iki düz çizgi çizin.

((one's)) lines bir aktörün söylemesi gereken sözler. Oyunun ortasında repliklerini unuttu.

Eş anlamlılar: rows (sıralar), queues (kuyruklar), marks (işaretler), script (senaryo)

'line' kelimesinin çoğulu. Eski İngilizce 'līne' (ip, sıra) kelimesinden, o da Latince 'līnea' (keten ipliği, bir çizgi) kelimesinden gelir.

Birden çok anlamını düşünün: kağıt üzerindeki çizgiler, insan kuyrukları, bir aktörün replikleri, demiryolu hatları.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.