noun

precipice

uçurum, tehlikeli durum

The car stopped at the edge of the precipice.

Araba uçurumun kenarında durdu.

The country is on the precipice of war.

Ülke savaşın eşiğinde.

((bir/o)) ((precipice))'in kenarında bir uçurumun kenarında He stood on the edge of the precipice.

Eş anlamlılar: cliff, bluff, crag

Latince `praecipitium` 'dik yer' kelimesinden, o da `praeceps` 'dik, baş aşağı' kelimesinden, `prae-` 'ön' + `caput` 'baş' köklerinden gelir.

Yüksek bir yerden 'baş' (`caput`'tan gelir) üstü düştüğünüzü hayal edin. İşte orası bir uçurumdur (precipice).

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.