noun

pulse

nabız, darbe, vuruş, bakliyat

The nurse checked my pulse.

Hemşire nabzımı kontrol etti.

I can feel the pulse of the music.

Müziğin ritmini hissedebiliyorum.

Lentils and beans are types of pulses.

Mercimek ve fasulye bakliyat türleridir.

sb.'s pulse birinin nabzı The nurse checked my pulse.

the pulse of sth. bir şeyin ritmi I can feel the pulse of the music.

Eşanlamlılar: beat (vuruş), rhythm (ritim), throb (çarpıntı)

Latince 'itmek, sürmek' anlamına gelen 'pellere'den türeyen 'pulsus' (bir vuruş) kelimesinden gelir.

Kanın bileğinizde nabzı oluşturmak için 'itip' çekmesini hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.