verb

spread

yaymak, sürmek, yayılmak

She spread butter on the toast.

Tostun üzerine tereyağı sürdü.

The news spread quickly.

Haber hızla yayıldı.

He spread the map on the table.

Haritayı masanın üzerine yaydı.

((bir şeyi)) ((bir şeyin üzerine)) bir yüzeye bir şey uygulamak. She spread jam on the bread.

((bir şeyi)) bir şeyi açmak veya uzatmak. He spread his arms wide.

(nesne yok) daha geniş bir alana dağılmak. The rumor spread through the school.

Eş anlamlılar: distribute (dağıtmak), circulate (dolaşmak), unfold (açmak); Zıt anlamlılar: gather (toplamak), collect (biriktirmek)

Eski İngilizce'de 'genişletmek, uzatmak' anlamına gelen 'sprædan' kelimesinden türemiştir.

Ekmeğe tereyağı sürmeyi düşünün; tek bir noktadan başlayıp tüm yüzeyi kaplar.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.