adjective

tangible

somut, elle tutulur, maddi, gerçek

The company has many tangible assets.

Şirketin birçok somut varlığı var.

We need tangible proof of his guilt.

Onun suçluluğuna dair somut kanıtlara ihtiyacımız var.

The relief she felt was almost tangible.

Hissettiği rahatlama neredeyse elle tutulur gibiydi.

tangible ((isim)) somut bir ... a tangible benefit

Eş anlamlılar: somut, elle tutulur, gerçek; Zıt anlamlılar: soyut, mücerret

Latince 'tangere' (dokunmak) kelimesinden gelir. '-ible' eki '-ebilir' anlamı katar, yani 'dokunulabilir'.

İngilizce 'touch-able' (dokunulabilir) gibi düşünün. 'Tang' kelimesi dokunma hissini çağrıştırabilir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.