noun

bearing

tavır, duruş, ilgi, rulman

He had a confident bearing.

Kendine güvenen bir duruşu vardı.

This information has no bearing on the case.

Bu bilginin davayla bir ilgisi yok.

The wheel bearing needs to be replaced.

Tekerlek rulmanının değiştirilmesi gerekiyor.

We took a bearing from the lighthouse.

Deniz fenerinden kerteriz aldık.

((sıfat)) bir duruş ((a/an)) ((adjective)) bearing Asil bir duruşu var.

((bir şey)) ile ilgisi olmak have a bearing on ((sth.)) Fikrinin kararımızla bir ilgisi var.

Eş anlamlılar: demeanour (tavır), posture (duruş), relevance (ilgi), connection (bağlantı)

'To bear' (taşımak) fiilinden gelir. Bir kişinin 'bearing'i, kendini nasıl 'taşıdığıdır', yani tavrıdır.

Bir yük 'taşımayı' (bearing) düşünün. Bu, fiziksel bir yük (makine rulmanı), kişisel bir yük (kendinizi nasıl taşıdığınız) veya mantıksal bir yük (ilgi) olabilir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.