noun

bucket

kova

He filled the bucket with water.

Kovayı suyla doldurdu.

It's raining in buckets.

Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor.

((bir kova dolusu bir şey)) bir kova dolusu bir şey Bir kova kum taşıdı.

((bardaktan boşanırcasına yağmak)) çok şiddetli yağmur yağmak Dün bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu.

Eş anlamlılar: pail, container (kap)

Eski İngilizce'de 'sürahi, karın' anlamına gelen 'buc' kelimesinden türemiştir ve 'belly' (karın) kelimesiyle ilişkilidir.

İçinde bol su olan büyük 'karınlı' (belly) bir kova hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.