noun

cases

vakalar, davalar, kutular, durumlar

There are many cases of the flu this year.

Bu yıl çok sayıda grip vakası var.

The lawyer is working on several difficult cases.

Avukat birkaç zorlu dava üzerinde çalışıyor.

He packed two large cases for his trip.

Gezisi için iki büyük bavul hazırladı.

((sth.)) vakaları cases of the flu are common.

birçok/çoğu/bazı durumda In many cases, people recover quickly.

vakalar: instances, examples; davalar: lawsuits; kutular: containers, boxes

Latince 'casus' (olay, düşüş) kelimesinden gelir ve olmuş bir şeye atıfta bulunur.

Bir dedektifin farklı 'davalar' (soruşturmalar) hakkındaki dosyaları içeren evrak çantasını (bir tür 'case') düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.