noun

chest

göğüs, sandık

He has a pain in his chest.

Göğsünde bir ağrı var.

She found an old map in the treasure chest.

Hazine sandığında eski bir harita buldu.

He put his socks in the chest of drawers.

Çoraplarını şifonyere koydu.

((a/the)) chest insan vücudunun üst kısmı He felt a sharp pain in his chest.

((a/the)) chest eşyaları saklamak için büyük, sağlam bir kutu The pirates buried a chest of gold.

((a)) chest of drawers çekmeceli bir mobilya She keeps her clothes in a chest of drawers.

Eş anlamlılar: (vücut) torso, breast; (kutu) box, trunk, coffer

Eski İngilizce'de büyük kutu anlamına gelen 'cest' kelimesinden türemiştir. Anlamı daha sonra gövdenin üst kısmını kapsayacak şekilde genişlemiştir.

Büyük bir kutu olan bir korsan hazine sandığı hayal edin. Sonra kendi göğsünüzü kalbinizi ve ciğerlerinizi tutan bir 'kutu' olarak düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.