adjective

complacent

rehavete kapılmış, halinden memnun, kayıtsız

He became complacent after a few early wins.

Birkaç erken galibiyetten sonra rehavete kapıldı.

We cannot afford to be complacent about security.

Güvenlik konusunda rehavete kapılmayı göze alamayız.

((olmak)) complacent ((hakkında)) bir konuda rehavete kapılmış olmak We can't be complacent about our success.

Eş anlamlılar: self-satisfied, smug (kendini beğenmiş); Zıt anlamlılar: concerned, dissatisfied (endişeli, memnuniyetsiz)

Latince 'çok memnun etmek' anlamına gelen 'complacere' fiilinin sıfat-fiil hali olan 'complacens'ten gelir.

'Rehavete kapılmış' (complacent) bir kişi, mevcut 'yerinden' (place) o kadar 'memnundur' ki iyileştirme ihtiyacı görmez.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.