noun

culprit

suçlu, fail, sebep

The police quickly identified the main culprit.

Polis ana suçluyu çabucak teşhis etti.

A faulty wire was the culprit behind the fire.

Yangının arkasındaki suçlu hatalı bir kabloydu.

((sth.))'nın arkasındaki suçlu the culprit behind (sth.) Yangının arkasındaki suçlu hatalı bir kabloydu.

Eş anlamlılar: offender, perpetrator, wrongdoer, cause

Anglo-Norman dilindeki 'suçlu, hazır' anlamına gelen 'culpable, prest' ifadesinin kısaltması olan 'cul. prit'ten gelir. Bu bir hukuk terimiydi.

'Kül + pirit' gibi düşünün. Suçlu, kanıtları yakarak kül etti.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.