adjective

aged

yaşlı, yaşlanmış, eskitilmiş

He cared for his aged parents.

Yaşlı ebeveynlerine baktı.

This is a fine aged cheese.

Bu, iyi eskitilmiş bir peynir.

((aged)) + isim ((yaşlı, eskitilmiş)) (isim) He cared for his aged parents.

Eş anlamlılar: old, elderly, mature; Zıt anlamlılar: young, new, fresh

"age" (yaş) + "-ed" eki, bir durumu veya niteliği belirtir. 'Yaş niteliğine sahip' anlamına gelir.

"aged cheese" (eskitilmiş peynir) gibi, zamanla daha iyi hale gelen veya sadece eskiyen bir şeyi düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.