verb

defend

savunmak, korumak, müdafaa etmek

The soldiers defended the castle.

Askerler kaleyi savundu.

She had to defend her actions to the committee.

Eylemlerini komiteye karşı savunmak zorunda kaldı.

The lawyer will defend her client in court.

Avukat, müvekkilini mahkemede savunacak.

((birini/bir şeyi)) savunmak to defend (sb./sth.) Kalecinin işi kaleyi savunmaktır. The goalie's job is to defend the net.

((birini/bir şeyi)) ((birine/bir şeye)) karşı savunmak to defend (sb./sth.) against (sb./sth.) Ülkemizi düşmanlara karşı savunmalıyız. We must defend our country against enemies.

kendini savunmak to defend (oneself) Kendini nasıl savunacağını öğrenmelisin. You need to learn how to defend yourself.

Eş anlamlılar: korumak, muhafaza etmek; Zıt anlamlılar: saldırmak, hücum etmek

Latince 'defendere' (savuşturmak, korumak) kelimesinden gelir. 'de-' (uzak) + '-fendere' (vurmak).

Bir saldırıyı savuşturmak için bir 'çit' (fence) çektiğinizi hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.