verb

deliver

teslim etmek, dağıtmak, konuşma yapmak, doğum yaptırmak

The courier will deliver the package tomorrow.

Kurye paketi yarın teslim edecek.

She delivered a powerful speech at the conference.

Konferansta güçlü bir konuşma yaptı.

The doctor delivered the baby safely.

Doktor bebeği güvenli bir şekilde doğurttu.

The new policy failed to deliver results.

Yeni politika sonuç vermede başarısız oldu.

((sth.)) ((to sb./sth.)) (birine/bir yere) (bir şeyi) teslim etmek He delivered the pizza to my house.

((a speech/lecture)) (bir konuşma/ders) yapmak The CEO will deliver a speech.

((on sth.)) (bir sözü) yerine getirmek The team delivered on their promise.

Eş anlamlılar: taşımak, iletmek, vermek, sağlamak

Eski Fransızca 'delivrer' kelimesinden, Latince 'de-' (uzak) + 'liberare' (özgür bırakmak). Aslında 'özgür bırakmak' anlamına geliyordu.

'De-liver' kelimesini bir yerden bir şey alıp başka bir yerde 'yaşatmak' (live) olarak düşünün. Veya bir paketi depodan evinize 'özgür bırakmak'.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.