adjective

dull

sıkıcı, donuk, kör

The movie was very dull.

Film çok sıkıcıydı.

This knife is too dull to cut bread.

Bu bıçak ekmek kesmek için çok kör.

It was a dull, gray day.

Kasvetli, gri bir gündü.

He felt a dull pain in his shoulder.

Omzunda hafif bir ağrı hissetti.

((bir şey sıkıcıdır)) sıkıcı veya ilginç olmamak The lecture was quite dull.

((bir şey kördür)) keskin olmamak This old razor is dull.

((donuk bir renk/ışık)) parlak olmayan She wore a dull brown dress.

((hafif bir ağrı)) keskin veya yoğun olmayan I have a dull ache in my back.

Eş anlamlılar: boring (sıkıcı), blunt (kör), dim (loş); Zıt anlamlılar: interesting (ilginç), sharp (keskin), bright (parlak)

Orta İngilizce 'dull' kelimesinden, o da Eski İngilizce 'aptal, budala' anlamına gelen 'dol' kelimesinden gelir.

'Kasvetli' (dull) bir gün sizi 'sıkılmış' (dull) hissettirebilir. 'Kör' (dull) bir bıçağı kullanmak hiç eğlenceli değildir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.