verb

allows

izin vermek, müsaade etmek, olanak tanımak

My mom allows me to use her car.

Annem arabasını kullanmama izin veriyor.

The new law allows for more flexibility.

Yeni yasa daha fazla esnekliğe olanak tanıyor.

This ticket allows one person to enter.

Bu bilet bir kişinin girmesine izin veriyor.

((sb./sth.)) allows ((sb.)) ((to-inf)) (birinin bir şey) yapmasına izin vermek My mom allows me to use her car.

((sb./sth.)) allows ((sth.)) (bir şeye) izin vermek, olanak tanımak The system allows access to the data.

((sb./sth.)) allows ((for sth.)) (bir şeye) olanak tanımak, imkan vermek The schedule allows for a short break.

Synonyms: permit, let, enable; Antonyms: forbid, prohibit, prevent

Eski Fransızca'da 'tahsis etmek, vermek' anlamına gelen 'alouer' kelimesinden gelir. 'Allows', üçüncü tekil şahıs geniş zaman biçimidir.

'Allows', bir kişinin (o) veya bir şeyin (o) yapmanıza izin verdiği şeydir. Üçüncü tekil şahıs için 's' harfini unutmayın.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.