adjective

full

dolu, tok, tam

The glass is full of water.

Bardak su dolu.

I'm full, so I can't eat more.

Tokum, bu yüzden daha fazla yiyemem.

We need your full attention.

Tüm dikkatinize ihtiyacımız var.

full ((of sth.)) bir şeyle dolu The basket is full of apples.

tok olmak yeterince yemiş olmak I'm full, thank you.

Eş anlamlılar: filled, complete, packed; Zıt anlamlılar: empty, vacant

Eski İngilizce'de 'alınabilecek her şeyi içeren' anlamına gelen 'full' kelimesinden gelir.

Ağzına kadar 'dolu' bir bardak hayal edin. Daha fazlasını alamaz.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.