adjective

high

yüksek, üst düzey, pahalı, tiz

The mountain is very high.

Dağ çok yüksek.

She has a high position in the company.

Şirkette yüksek bir konumu var.

He spoke in a high voice.

Yüksek bir sesle konuştu.

The cost of living is high.

Yaşam maliyeti yüksek.

((bir şey)) yüksek ((bir şey)) büyük dikey boyutta The mountain is very high.

yüksek bir ((isim)) büyük derecede veya seviyede bir ((isim)) She has a high position in the company.

Eş anlamlılar: tall, elevated, lofty; Zıt anlamlılar: low, short

Eski İngilizce 'hēah' kelimesinden gelir, Almanca 'hoch' ile ilgilidir. Ortak bir Cermen köküne sahiptir.

Gökyüzüne 'yüksek'lere uzandığınızı düşünün. Bu dikey mesafe temel fikri, mecazi olarak yüksek rütbelere, fiyatlara ve seslere uzanır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.