noun

lines

çizgiler, kuyruklar, replikler, sınırlar

Draw two straight lines.

İki düz çizgi çizin.

The actor forgot his lines.

Aktör repliklerini unuttu.

The ball was on the lines.

Top çizgilerin üzerindeydi.

We waited in long lines.

Uzun kuyruklarda bekledik.

((sayı)) çizgiler bir dizi işaret Draw three lines.

((onun)) replikleri bir aktörün senaryosu He learned his lines.

((içinde)) kuyruklar bir kuyrukta They stood in lines.

Eş anlamlılar: rows (sıralar), queues (kuyruklar), script (senaryo), boundaries (sınırlar)

'line' kelimesinin çoğulu. Latince 'linea' (keten ipliği, bir ip, bir çizgi) kelimesinden gelir.

Kağıda birden fazla 'çizgi' çizdiğinizi veya insanların 'kuyrukta' (lines) beklediğini hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.