adjective

living

yaşayan, canlı, geçim

All living things need water.

Tüm canlıların suya ihtiyacı vardır.

He makes a living as a teacher.

Öğretmen olarak geçimini sağlıyor.

The cost of living is increasing.

Yaşam maliyeti artıyor.

((living)) + isim yaşayan, canlı A whale is a living mammal.

make a ((living)) geçimini sağlamak She makes a living by selling flowers.

the cost of ((living)) yaşam maliyeti The cost of living is very high in the city.

Eş anlamlılar: alive, existing (sıfat); livelihood, income (isim); Zıt anlamlılar: dead, deceased (sıfat)

'to live' (yaşamak) fiilinin şimdiki zaman ortacı. Sıfat ('yaşayan') veya isim ('geçim') olarak kullanılır.

'living room' (oturma odası), ailenin 'yaşadığı' (lives) odadır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.