adjective

obsessed

takıntılı, saplantılı

He is obsessed with his new car.

Yeni arabasına takıntılı.

She became obsessed with the idea of winning.

Kazanma fikrine takıntılı hale geldi.

obsessed with ((sth./sb.)) (...e/a) takıntılı olmak Sürekli (bir şeyi/birini) düşünmek Yeni arabasına takıntılı.

Eş anlamlılar: fixated, preoccupied; Zıt anlamlılar: indifferent

Latince 'obsidere' (kuşatmak) kelimesinden gelir. 'ob-' (karşı) + 'sedere' (oturmak). Kelimenin tam anlamıyla 'karşısına oturmak'.

Bir fikrin zihninize 'oturup' bir kuşatma gibi ayrılmadığını hayal edin.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.