adjective

outstanding

olağanüstü, seçkin, ödenmemiş, beklemede olan

She gave an outstanding performance.

Olağanüstü bir performans sergiledi.

He has some outstanding debts to pay.

Ödemesi gereken bazı borçları var.

outstanding bir ((isim)) olağanüstü bir (isim) O, olağanüstü bir öğrencidir.

outstanding ((isim)) ödenmemiş (isim) Ödenmemiş birkaç faturamız var.

Eş anlamlılar (olağanüstü): excellent, superb; Eş anlamlılar (ödenmemiş): pending, due

'out' (dışarı) + 'standing' (duran). Kelimenin tam anlamıyla 'dışarıda duran', yani diğerlerinden ayrılan, bu da mükemmel veya çözülmemiş anlamına gelebilir.

Kalabalıkta 'göze çarpan' (outstanding) birini (mükemmel) veya ödenmediği için masanızda 'bekleyen' bir faturayı düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.