adjective

decadent

yozlaşmış, dejenere, lüks düşkünü

He lived a decadent lifestyle of parties and luxury.

Partiler ve lüksle dolu yozlaşmış bir yaşam tarzı sürdü.

The chocolate cake was rich and decadent.

Çikolatalı pasta zengin ve baştan çıkarıcıydı.

((isim)) (bir ismi) lüks veya zevkine düşkün olarak tanımlayan. Yozlaşmış bir yaşam tarzı sürdü.

Eş anlamlılar: self-indulgent, degenerate, luxurious; Zıt anlamlılar: moral, virtuous, simple

Fransızca 'décadent' kelimesinden, 'decadence' ismiyle ilgilidir. Kökü 'aşağı düşmek' anlamına gelir.

Genellikle yiyecekler için olumlu anlamda kullanılır, 'decadent dessert' (baştan çıkarıcı tatlı) gibi – o kadar lüks ki biraz günah gibi hissettirir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.