noun

face

yüz, surat, ifade, yüzey

She has a happy face.

Onun mutlu bir yüzü var.

The north face of the mountain is steep.

Dağın kuzey yamacı diktir.

He pulled a funny face at the camera.

Kameraya komik bir surat yaptı.

((sıfat)) bir yüz belirli bir ifadeye sahip bir yüz Onun dost canlısı bir yüzü var.

((sth.))'nın yüzü bir şeyin ön veya ana yüzeyi Saatin kadranına bak.

surat yapmak/ekşitmek garip bir ifade takınmak Çocuk kız kardeşine suratını ekşitti.

Eş anlamlılar: countenance (çehre), visage (sima), expression (ifade)

Eski Fransızca 'face' kelimesinden, o da 'görünüm, biçim, şekil' anlamına gelen Latince 'facies'ten türeyen Halk Latincesi '*facia'dan gelmektedir.

Başınızın ön kısmı için en temel kelime. Ayrıca 'saat kadranı' (clock face) veya 'dağın yüzü' (mountain face) gibi nesnelerin ön yüzeyi için de kullanılır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.