adjective

unfortunate

talihsiz, şanssız, üzücü

It was an unfortunate accident.

Talihsiz bir kazaydı.

He made an unfortunate comment.

Talihsiz bir yorum yaptı.

It is unfortunate that you have to leave so soon.

Bu kadar erken ayrılmak zorunda olman üzücü.

talihsiz bir ((isim)) talihsiz bir (isim) It was an unfortunate mistake.

((... olması)) üzücü (... olması) üzücü It is unfortunate that he missed the train.

Eş anlamlılar: şanssız, üzücü; Zıt anlamlılar: şanslı, talihli

un- (olumsuzluk) ön eki + fortune (şans) + -ate (niteliğine sahip) son eki. Kelimenin tam anlamıyla, iyi şansa sahip olmayan.

'un-fortune' (şanssız) diye düşünün. İyi şansı veya talihi olmayan bir kişiyi veya durumu tanımlar.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.