adjective

broken

kırık, bozuk, bozulmuş

My phone screen is broken.

Telefonumun ekranı kırık.

The washing machine is broken.

Çamaşır makinesi bozuk.

He has a broken heart.

Onun kalbi kırık.

She spoke in broken English.

Kırık bir İngilizce ile konuştu.

((bir şey)) bozuk ((bir şey)) bozuk/kırık My phone is broken.

kırık bir ((bir şey)) kırık bir ((bir şey)) I have a broken chair.

kırık ((dil)) bozuk/kırık ((dil)) He speaks broken German.

Eş anlamlılar: damaged, shattered, faulty; Zıt anlamlılar: fixed, whole, working

Eski İngilizce'deki 'brecan' (kırmak) fiilinin geçmiş zaman ortacı olan 'brocen' kelimesinden gelir.

Bir şeyin 'bro-kın' diye bir ses çıkararak kırıldığını hayal edin. Bu ses, kelimeyi hatırlamanıza yardımcı olabilir.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.