noun

disgrace

rezalet, utanç, yüz karası

He brought disgrace upon his family.

Ailesinin yüz karası oldu.

The politician had to resign in disgrace.

Politikacı utanç içinde istifa etmek zorunda kaldı.

The messy park is a disgrace to the city.

Dağınık park şehir için bir rezalet.

((biri/bir şey)) için yüz karası a disgrace to ((sb./sth.)) Dağınık park şehir için bir rezalet.

utanç içinde in disgrace Politikacı utanç içinde istifa etmek zorunda kaldı.

Eş anlamlılar: utanç, rezalet, ayıp; Zıt anlamlılar: onur, gurur, lütuf

'dis-' (olumsuzluk) ön eki ve 'grace' (lütuf, zarafet) kelimesinden gelir. Lütuf veya onur kaybı anlamına gelir.

'Dis-grace' kelimesini, zarafet ('grace') veya onurun tam tersi olarak düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.