adjective

tough

zor, sert, dayanıklı, çetin

It was a tough decision to make.

Verilmesi zor bir karardı.

This steak is very tough.

Bu biftek çok sert.

He had a tough childhood.

Zor bir çocukluk geçirdi.

She is a tough negotiator.

O sert bir müzakereci.

tough + ((isim)) zor bir tough question

((it is)) tough ((+ mastar)) ((bir şeyi)) yapmak zor It is tough to say no.

tough ((on sb.)) ((birine)) karşı sert olmak Don't be so tough on him.

Eş anlamlılar: difficult (zor), hard (sert), strong (güçlü); Zıt anlamlılar: easy (kolay), soft (yumuşak), weak (zayıf)

Eski İngilizce'de 'inatçı, sağlam' anlamına gelen 'tōh' kelimesinden türemiştir.

'Tough' bir biftek (çiğnemesi zor), 'tough' bir sınav (zor) ve 'tough' bir insan (güçlü) düşünün. Bu farklı bağlamları birleştirmek, kelimenin çok yönlülüğünü hatırlamanıza yardımcı olur.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.