verb

flicker

titreşmek, parıldamak, yanıp sönmek

The candle flame flickered in the wind.

Mum alevi rüzgarda titreşti.

A smile flickered across her face.

Yüzünde bir gülümseme belirdi.

The old television screen began to flicker.

Eski televizyon ekranı titremeye başladı.

((bir şey)) titreşmek Mum alevi rüzgarda titreşti.

((bir şey)) ((birinin yüzünde)) belirmek Yüzünde bir gülümseme belirdi.

Eş anlamlılar: parıldamak, pırıldamak, ışıldamak, dalgalanmak

Eski İngilizce'de 'dalgalanmak' anlamına gelen 'flicorian' kelimesinden. Hollandaca 'flikkeren' ile ilgilidir.

Bir ışık düğmesine 'fiske vurmak' ('flick'), hızlı bir açılıp kapanan ışığa, yani bir 'titreşime' ('flicker') neden olduğunu düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.