adjective

telling

etkili, anlamlı, manidar

Her silence was very telling.

Sessizliği çok anlamlıydı.

He made a telling point during the debate.

Tartışma sırasında etkili bir noktaya değindi.

anlamlı bir ((isim)) anlamlı bir (isim) Bu, suçluluğunun anlamlı bir işaretiydi.

Eş anlamlılar: significant (önemli), revealing (açıklayıcı), meaningful (anlamlı); Zıt anlamlılar: insignificant (önemsiz)

'To tell' fiilinin şimdiki zaman ortacından gelir. Bilgi 'söyleyen' veya ortaya çıkaran bir şey anlamı taşır.

'Telling detail' (anlamlı bir ayrıntı), size bir durum hakkında çok şey 'söyleyen' (tells) bir ayrıntıdır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.