noun

bounty

ödül, prim, cömertlik

A bounty was offered for his capture.

Yakalanması için bir ödül teklif edildi.

We enjoyed the bounty of the harvest.

Hasadın bereketinin tadını çıkardık.

((bir)) ödül ((birinin/bir şeyin) başına konan) ödül olarak sunulan para miktarı They put a bounty on the wolf's head.

((bir şeyin)) bereketi ((bir şeyin)) büyük miktarlarda sağlanan bir şey We are grateful for the bounty of the sea.

Eş anlamlılar: reward, prize, abundance, generosity

Eski Fransızca'da 'iyilik' anlamına gelen 'bontet' kelimesinden gelir. İyilik için bir ödül veya hasadın bereketi anlamına gelmeye başlamıştır.

Para ödülü toplayan bir 'ödül avcısı' (bounty hunter) düşünün. Ya da bolluk için 'doğanın cömertliği' (bounty of nature) ifadesini düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.