verb

presume

varsaymak, farz etmek, ummak, cüret etmek

I presume you know why you're here.

Neden burada olduğunu bildiğini varsayıyorum.

The accused is presumed innocent until proven guilty.

Sanık, suçluluğu kanıtlanana kadar masum kabul edilir.

He presumed to give me advice on my marriage.

Bana evliliğim hakkında tavsiye vermeye cüret etti.

((that ...)) ...olduğunu varsaymak Onların gelmeyeceğini varsayıyorum.

((sth.)) (bir şeyi) doğru kabul etmek Yasa onun masumiyetini varsayar.

((to-inf)) bir şey yapmaya cüret etmek Size bir soru sormaya cüret edebilir miyim?

Eş anlamlılar: assume, suppose, guess; Zıt anlamlılar: know, prove

Latince 'prae-' (önce) + 'sumere' (almak) kelimelerinden gelir. Kelimenin tam anlamıyla 'önceden almak'.

'Ön-varsayım' gibi düşünün - kanıtınız olmadan *önce* bir şeyi varsaymak.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.