verb

afford

parası yetmek, gücü yetmek, sağlamak

I can't afford a new car.

Yeni bir arabaya param yetmez.

We can't afford to miss this chance.

Bu şansı kaçırmayı göze alamayız.

The window affords a great view.

Pencere harika bir manzara sunuyor.

((bir şey))'e parası yetmek (bir şey)'e parası yetmek We can afford the rent.

((fiil))'e gücü yetmek (bir şey yapmaya) gücü yetmek She can't afford to buy a house.

((bir şey)) sağlamak (bir şey) sağlamak The hilltop affords a panoramic view.

Eş anlamlılar: be able to buy, have the means for; provide, give

Eski İngilizce'deki 'geforthian' (ilerletmek, başarmak) kelimesinden gelir. Modern 'forth' (ileri) kelimesiyle ilgilidir.

Bir şeye kaynak ayırabilme anlamını hatırlamak için, 'İleri (*forth*) gidip onu alabilir miyim?' diye düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.