verb

reconcile

uzlaştırmak, barıştırmak, bağdaştırmak

The two brothers were finally reconciled.

İki kardeş sonunda barıştırıldı.

It is difficult to reconcile these two ideas.

Bu iki fikri bağdaştırmak zor.

She had to reconcile her bank statement.

Banka hesap özetini mutabık kılması gerekiyordu.

((uzlaşmak)) ((ile)) biriyle dostane ilişkileri yeniden kurmak He wants to reconcile with his wife.

((bağdaştırmak)) ((ile)) iki şeyi uyumlu hale getirmek How can you reconcile your beliefs with your actions?

((mutabık kılmak)) kontrol etmek ve tutarlı hale getirmek (hesaplar) I need to reconcile my expenses.

Eş anlamlılar: settle, resolve, harmonise; Zıt anlamlılar: estrange, alienate

Latince 're-' (tekrar) + 'conciliare' (bir araya getirmek). Tekrar bir araya getirmek.

're-council' (yeniden-konsey) gibi düşünün – insanları anlaşmaları için tekrar bir konseye veya toplantıya getirmek.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.