noun

nerves

sinirler, cesaret, gerginlik

The dentist touched a nerve in my tooth.

Dişçi dişimdeki bir sinire dokundu.

He has the nerves to ask for more money.

Daha fazla para isteyecek cesareti var.

She suffers from nerves before a big exam.

Büyük bir sınavdan önce gerginlik yaşıyor.

That loud music gets on my nerves.

O yüksek sesli müzik sinirlerime dokunuyor.

to have the nerve ((to-inf)) (...yapma) cesaretine sahip olmak İşini bırakma cesaretini gösterdi.

to get on ((sb.'s)) nerves (birinin) sinirine dokunmak O sürekli gürültü sinirlerime dokunuyor.

Synonyms: anxiety, courage, audacity; Antonyms: calmness, composure

Latince'de 'kas kirişi, sinir' anlamına gelen ve vücudun 'iplerine' atıfta bulunan 'nervus' kelimesinden gelir.

Cesaret için 'çelik gibi sinirler' (nerves of steel) ve rahatsızlık için 'sinirlerime dokunmak' (getting on my nerves) ifadelerini düşünün.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.