noun

mercy

merhamet, insaf, rahmet

The judge showed mercy to the defendant.

Hâkim sanığa merhamet gösterdi.

He begged for mercy.

Merhamet dilendi.

She is at the mercy of her captors.

Onu esir alanların insafına kalmış durumda.

((birine)) merhamet göstermek ((to show mercy to sb.)) Kral mahkumlara merhamet gösterdi.

((birine)) acımak ((to have mercy on sb.)) Bana acıyın!

((birinin/bir şeyin)) insafına kalmak ((to be at the mercy of sb./sth.)) Gemi fırtınanın insafına kalmıştı.

Eş anlamlılar: compassion, clemency; Zıt anlamlılar: cruelty, harshness

Eski Fransızca 'merci' (ödül, nezaket) kelimesinden, o da Latince 'merces' (ödül) kelimesinden gelir. Anlamı 'Tanrı'dan bir ödül'den 'acıma'ya evrilmiştir.

Birinin 'Bana merhamet et!' diye bağırdığını hayal edin. Bu, ceza yerine nezaket için bir yakarıştır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.