noun

nerve

sinir, cesaret, cüret

The dentist hit a nerve.

Dişçi bir sinire dokundu.

It takes nerve to do that.

Bunu yapmak cesaret ister.

He had the nerve to ask for more money.

Daha fazla para isteme cüretini gösterdi.

My nerves are shot before an exam.

Sınavdan önce sinirlerim bozuluyor.

((...)) sinir Hasarlı bir sinir çok fazla ağrıya neden olabilir.

((bir şeyi yapma cüretini göstermek)) bir şeyi yapma cesaretine veya cüretine sahip olmak İşini bırakıp bir iş kurma cüretini gösterdi.

((ne cüret!)) birinin cüretini onaylamama ifadesi Arabamı tekrar ödünç istedi. Ne cüret!

Eş anlamlılar: (cesaret) guts, bravery; (cüret) audacity, cheek, gall

Latince 'kas teli, kiriş, sinir' anlamına gelen 'nervus' kelimesinden gelir.

Vücudunuzdaki fiziksel 'siniri' düşünün. Bu, bir şeyle yüzleşmek için gereken mecazi 'sinire' (cesaret) veya şok edici bir şey yapma 'sinirine' (cüret) kadar uzanır.

Bu sayfa öğrenme desteği amacıyla tasarlanmıştır. Lütfen resmi bir sözlük olarak değil, öğrenme referansı olarak kullanın.